Güçlü Kadın

Güçlü kadınlara bu sefer yazım.

Hani herşeyi eviren çeviren, herkesi olması gerektiği gibi düzende tutmaya uğraşan, yaşamda bir değişim yaratmak için ellerini kollarını sıvayan, çalışan veya derneklerde faal olan kadınlar var ya… İşte onlara seslenmeye karar verdim bugün.

Ne kadar kontrol edilecek şey var di mi yaşamda… Ucunu azıcık bıraksak sanki hayat herkes için durucakmış gibi görünüyor.

Anlamaya çalışıyorum, neden bu kadar yüklendik hayatı diye. Boş kaldığımızda, ya da işi bıraktığımızda bizi yoklayan eksiklik, yetersizlik duygusu nedir? Nerden geliyor? İşi, derneği bıraktığımız zaman bile eğer yakın gelecek için hazırda yeni bir planımız yoksa bir panik basmıyor mu içimizi…

Acaba gerçekten de hayatı böylesine doldurmak mı gerekiyor, yaşamı yaşayabilmek için…

Daha dün, on beş sene boyunca çalıştığı yerden ayrılmaya karar veren bir arkadaşımla beraberdim. Hayatı o kadar yoğun ki ancak sabah, iş öncesi 8’de buluşabiliyoruz.

‘Çok heyecanlıyım’ dedi ‘işi bırakıyorum. Bir hafta tatile gideceğim sonra dönünce kursa başlayacağım ama ara vermek istemiyorum dolayısıyla hemen ertesi günü kursa başlıyorum.’

Gideceği kursun her ay başında yeni program açtığını biliyordum. ‘Biraz zaman ayırsaydın kendine’ dedim. ‘Mümkün değil yapamam’ dedi. Baktım ona, gözlerinin arkasındaki korkuyu gördüm. Tanıdım o duyguyu. Boş kalma duygusuydu hayatta…

Nasıl yönlendirilmişiz küçüklükten. Öylesine şartlandırılmışız ki koşuyoruz yaşamda. Oysa bazen bir ara verebilsek, yavaşlayabilsek, kendimizi bırakabilsek de yaşamın bize fısıltılarını duyabilsek…

O kadar zor ki sürekli bu enerjide olabilmek. Ama imkansız değil…

Daha geçen sene hocam bana ‘Eda çok yük almışsın omuzuna, bırak biraz’ demişti. ‘Yok canım, ben ne aldım ki üstüme, bırakacak ne var ki’ demiştim.

Oysa neler varmış bırakacak…

Önce endişeleri bırakmak lazımmış. Sonra kontrolü, beklentileri, başkalarının dertlerini omuzlanmayı bırakmak lazımmış…

Olan zaten oluyor ve ister inananalım, ister inanmayalım en güzeliyle oluyor.

Yüklensek de yüklenmesek de yaşam devam ediyor ve bence, böylesine tepeleme yaşamak yerine, biraz daha hayatın kontrolünü bırakarak yaşarsak ruhumuzu daha derinden duyabiliriz….

İşte o sesi duyabildiğimiz anda ne korkumuz kalıyor, ne de dünyayı kontrol etme isteğimiz…

Sadece sevgi ve olanı kabul etmekte varoluyoruz. Doğrusu bu enerjiyi yakaladığımızda da yaşam ve biz müthiş bir uyumda dans ediyoruz…