Karar Vermek

Ben zor karar verenlerdenim.

Hatta karar verdikten sonra bile çoğu zaman, kendimi, aldığım kararın doğru olup olmadığına kafa yorarken bulurum. En önemli yaşam seçimlerinden, yemekte ısmarlayacağım yemeğe kadar çoğu karar bir ritüeldir benim için. O ritüelin arkasından da ‘acaba ya doğru mu seçtim’ diye düşünür durur, kafamda evirir çeviririm.

Farkettim ki bazı zamanlarda ise tam tersine, anında karar veririm. Çabucak. Bir saniyede. Ve o anlarda verdiğim kararlar hep delidoludur ve o anları hiç bir zaman tekrar değerlendirmem…

Öğrendim ki zor karar verdiğim zaman Evrenle tam uyumda değilim. Dolayısıyla bana gönderilen mesajı, sesi duyamıyorum. Belki de Evren’le bir uyum var aramda ama mantığımı dinlemeyi tercih ediyorum.

Karar verme aşamasında, aklımıza ilk düşen fikirin, ruhumuzun sesi, mesajı olduğunu öğrendim.

Genelde de dikkat edersek, ilk anda düşündüğümüz, en mantık dışı olandır. Çizgi dışıdır ve alıştığımız, bildiğimiz hiç bir kalıba uymaz. Bu normaldir çünkü ruhumuz sınır tanımaz, özgürdür.

Ancak bir de mantığımız vardır. Aklımıza düşen özgür fikrin mümkün olamayacağını bize inandırmak için her yolu dener. Fiziksel olasılıklarda tutar bizi ve sınırlar.  Çoğunlukla da bizler o cıvıl cııvıl spontane sesi dinlemek yerine, mantığımızın ve deneyimlerimizin bize dikte ettirdiğini seçeriz. Dolayısıyla da kendimizi, verdiğimiz kararları tekrar ve tekrar değerlendirirken buluruz. Bu git geller, verdiğimiz kararlar ile barışıncaya dek devam eder.

Yaşamda attığımız tüm adımlarımızın, kendi gelişimimiz için en doğruları olduğunu anladığımızda, almış olduğumuz her kararın yaşamda, bizim için en iyisi olduğunu anlarız.

Sadece bazı kararlarla yaşam akar, bazıları ile yaşam iteleyerek gider. Ama yine de ulaşmamız gereken yere ulaşırız. Er ya da geç…

Artık geçmişe dönüp ‘belki’ ve ‘ya da’lardan vazgeçme zamanı geldi.

Geriye sadece affetmek için bakmalıyız.

Önce kendimizi, sonra da etrafımızdakileri…