Sabır

Sabırlı olmak anda yaşamaktır diye öğrendim; evrene kendini teslim edebilmek, güvende olabilmek…

Şahsen hiç böyle düşünmemiştim daha önce. ‘Sabır’ olgusunu hiç böyle algılamamıştım…

Sabırsızlık sonucu hiç bir işin daha çabuk veya daha iyi yapıldığına rastlamamışızdır. Hatta denir ki sabırsızlıktan kızgınlığa geçiş ufacık bir adımdan ibarettir. Sabırsız kişi kendini anında kızgınlık durumunda bulabilir.

Sabırsız insanlar daha çabuk gelecekte var olmak isterler aslında ve bu istek esnasında şimdide var olmayı unuturlar. Kontrol etmeye çalışırlar zamanı, etrafındakileri, trafiği, yaşamı… Ve sonuç istenilen gibi olmadığı zaman sabırsızlık başlar ve sinire geçiş verir… Sinir bir blokaj olduğu için, kişi o blokajı hemen yaşamına yansıtır.

Her birimizin sabırsız olduğu anları vardır. Örneğin bir yere yetişmeye çalışıyorsak ve geç kalıyorsak, sabırsız oluruz, sinirlenmeye başlarız  dolayısıyla ister istemez enerjimizde tıkanıklık yaratırız… Aynı anda bu tıkanıklığı fizikselde de yaşarız. Trafik bir anda daha  da sıkışır. Özellikle olduğumuz şerit hiç ilerlemez veya benzinimiz biter, veya yanlış yola saparız veya, veya… Sonunda gidilecek yere varırız ama sinir harbi içinde oluruz…

Oysa ana güvenebilsek ve olan her şeyin bizim için en iyisi olduğunu anlayabilsek, sabırsız davranır mıyız?  Sabırda ve şimdide olduğumuzda, evrenle akışta var olduğumuzda sıkışık olan trafik bile hareket etmeye başlar, hep yeşil ışıklara denk gelmeye başlarız.. Yine yetişiriz gitmemiz gereken yere, bu sefer huzurda var olarak.

Belki de yetişemeyiz ve geç kalırız. Geç kalınca suçlamalara girer, kendimize ve etrafımıza kızabiliriz.. Veya yaşananı kabul edip, öğrenip hatayı tekrarlamamak üzere kendimizi geliştirmeyi seçebiliriz.  İki durumda da netice değişmeyecektir. Tek değişen bizim olaya yaklaşımımız ve ruh halimiz olacaktır…

Sabır gibi bir çok olgu da aslında evrene kendimizi teslim ettiğimizde yaşamımızda bizi artık rahatsız etmeyecektir. Önemli olan sonraya varmak değil, şimdi elimizden gelenin en iyisini yapabilmektir mutlulukla…

Olaylara da sabırla yaklaşmayı öğrenmeliyiz… Her açıyı anlamalı, öğrenmeli, sabırsız kararlar vermemeliyiz. Unutmamalıyız ki verdiğimiz her karar hem bizim hem de karşımızdakinin geleceğinde bir etki yaratacaktır. Dolayısıyla sabırlı olup -evrenle bir-  tüm verileri toparlamadan çabucak karşımızdakinin aleyhine bir karara varmamalıyız…

Yaşamı iki turlu yasamayı seçebiliriz. Ya acıyla ya da bilgelikle… Bugün hepimizi biliyoruz ki yaşamda hiçbir şeyi kontrol edemiyoruz. Kontrol edebildiğimiz sadece kendimiziz ki kendimizi bile kontrol etmekte çok zorlanıyoruz. Bilgelikle yaşamayı seçtiğimiz zaman kendimizle çalışmaya başlarız, yaşadıklarımızdan öğrenmeye ve evrenle bir olup sabırda var olmayı deneyimleriz. İşte o an hiçbir şey geç kalmamıştır, her şey olması gerektiği gibidir ve  olması gerektiği anda oluyordur. Kendi zamanında ve kendi döngüsünde…

Sabırsız olmaktan bir anda sabırlı olmaya, evrene tam teslimiyete geçmek çok büyük adım. Küçük adımlar ile başlayalım…

Önce etrafımızda sabırsız kişiler gördüğümüz zaman onların bizim içimizdeki bir yansıma olduğunu anlayalım, onları inceleyelim ve nasıl göründüklerine bakalım. Biz bu şeklide bir davranış sergilemek istiyor muyuz?

Kendimizi en sabırsız noktamızdayken kolayca fark edebiliriz ama o anda iş işten geçmiş olabilir. Sabırsızlanmaya başladığımız zaman içimizden gelen sıcak dalgayı, kalbimizin nasıl attığını, kaslarımızın nasıl sıkıştığını fark edelim. O anda kendi kabullenme seviyemizi yükseltelim. Kendimizi evrenle bir olmaya davet edelim…. Her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu, evrenle aktığımız andaki o müthiş var oluşumuzu hatırlatalım kendimize.

Ama olmadı diyelim, o anda sabırsızlığa düştük.. Üzülmeyelim, bunu bir fırsat olarak değerlendirelim, kendimizi gözlemleyelim, farkında olalım ve yaşadıklarımızdan öğrenelim çünkü yaşam bizi tekrar aynı duruma sokacaktır… Biz sabırlı olmayı öğrenene kadar…

Okul gibi değil mi? Sadece bu yaşam okulunda hangi dersleri alacağımıza kendimiz karar veriyoruz ve etrafımızda var olan insanlar ise öğretmenlerimiz…