Yanlış Yok Doğru Yok

Yaşamdaki herşey bize konuşur her an. Biz bazen duyarız, bazen ise duymayız…

Evden çıkmadan önce birden bire kaybolan cüzdan, anahtar veya gözlüğümüzü ararken yaşadığımız stress çok tatsızdır. Öyle ki içimizde bir volkanın patlamak üzere bedenimizi itelemeye başladığını hissederiz.

Aynı şekilde enerjimizi korumak için etrafımızda bulundurduğumuz mavi boncuğu, uğurlu taşları, duaları kaybedebiliriz. Bu sefer de kurban rolüne girer, eyvah şimdi asıl başıma neler gelecek diye hayıflanmaya başlarız.

İşten kovulduğumuzda veya işler sıkışmaya başladığında yaşadığımız depresyondan çıkmak mümkün müdür? Ben neyi yanlış yaptım diye beynimizde eskiyi evirip çevirmez miyiz? Veya hastalandığımızda, veya ayrıldığımızda…

Tabii ki mantıksal olarak bunların hiçbiri iyi olamaz.  Yaşamımızdaki en büyük olaydan, en küçük olaya kadar yaşanan tersliklerin hiç biri iyi olamaz.  Ne işten ayrılmak, ne parasızlık, ne de kaybedilen cüzdan yüzünden geç kalmak…

Ama biz mantığın üzerindeyiz. Sadece mantıkla yaşamımızı sürdüremeyiz.  Belki öyle yaşıyorduk bugüne dek.. Ama bugün artık farklı bir zaman dilimideyiz…  Bedenden, mantıktan daha öte bir oluşum aslında yaşam. Öğreniyoruz, öğretiliyoruz…

Yaşanılan ve talihsiz diye adlandırdığımız her olay aslında mükemmel bizim için… Yani ruhumuz için…

Her birimiz hayata gelirken bir plan ile geliyoruz. Öğreneceklerimiz var ve öğrendikçe öğreteceklerimiz var…

Yaşamda, etrafımızdaki herşeyin içinde Tanrı’nın  enerjisinden bir parça var. Dolayısıyla etrafımızla sürekli iletişim halindeyiz. Bizimle, Evren- Tanrı konuşuyor aslında. Hem de her an!!!

Gözlüğümüzü bulamıyoruz çünkü, o anda çıkmamamız lazım… Belki pencere açık, belki ocak açık, kapatmamız lazım; veya belki de olası bir kazayı engelliyoruz gecikerek…

Mavi boncuğumuzun kaybolması lazım. Bize kötü birşey olacağından veya korumamız kalktığından değil, yaşamımıza daha farklı bir koruma gireceği için yer açılması gerektiğinden…

İşimizi kaybettik çünkü orda gelişemiyorduk, beki de daha çok borca girecektik o işte kalsaydık… Tanrı işimizi sıkıştırıyor çünkü artık kapımızı kaç defa çaldıktan sonra ‘hadi uyanın’ diyor, ‘şükretmeyi öğrenin elinizde geri kalanlarla’ … Belki de bu sıkışmayla bambaşka bir alana gireceğiz, öyle bir alan olacak ki, yaşam amacımızı yerine getirebileceğimiz ve maddi manevi mutlu olabileceğimiz …

Yaşamımızın her anı fırsatlarla dolu.  Biz bunları çoğu zaman göremiyoruz çünkü bu şekilde yetiştirilmedik. Fakat yeni nesil farklı, daha açık enerjilere… Anlıyorlar, biliyorlar…

Zaman geldi.. Kurban modundan çıkma zamanı geldi.. Yaşadıklarımızı ruhumuzla anlamayı ve her yaşananın mithiş bir fırsat olduğunu öğrenme zamanı geldi…

Unutmayın bize verilen fırsatlar, mesajlar hiç tükenmiyor… Ne kadar çabuk duyarsak o kadar çabuk yaşamımızın diğer evresine geçebiliriz. Mesajı anlamayıp duyamadıysak da, o da muhteşem… Demek ki bugün öğrenmeye, görmeye hazır değiliz…  Yarın başka bir formatta yine gelir mesaj çünkü yanlış yok, doğru yok… Aslında herşey olması gerektiği gibi… Mükemmelde…

Durun, oturun, nefes alın nefes verin, tekrar nefes alın ve verin, sessizleşin, dinleyin… Duyuyor musunuz? Evren bize konuşuyor…