Tuz Biber

Bazen karşımızdakinin bir kelimesi ile alevlenir kendmizi hararetli bir tartışmanın içinde buluruz. Nasıl bir kelimedir,  tavırdır ki o, anında en can damarımızdan vurur bizi…

Örneğin kasada çalışan bir kişi ile bir söz için tartışmada bulur musunuz kendinizi? Ya telefondaki müsteri temsilcisi ile? Peki ya yakınlarınız ile? Eşiniz, dostunuz, anneniniz, arkadaşınız ile? Bazen de yoldan geçen birinin söylediği bir kelime dokunmaz mı bize ki hemen tepki veririz, kendimizi tutamayıp…

Maalesef çoğumuz hatta hepimiz bu tuzağa düşeriz…

Aslında yaşamda herşey bir ilüzyon. Herşey bizim için planlanmış.  Karşımıza çıkacak her kişi, her söz, ruhumuzun bize hazırladığı senaryo. ‘Hadi bakalım sana bir oyun yazdım, nasıl oynayacaksın bugün? Anında tepki mi vereceksin, yoksa o huzurlu noktanda kalmaya devam edip, enerjiyi yükseltip karşındakinin ve kendi yaşamında bir değişim mi yaratacaksın?’

Biz yargılarımızla ve gerekçelerimizle varız. Örneğin bize yoldan geçen biri ‘deli’ dediği zaman kızarız ama yoldan geçen kişinin psikoljik sorunu olduğunu biliyorsak, ‘yaa zavallı’ diye düşünür geçer gideriz. Kızmayız çünkü gerekçemiz vardır.

Enerjimizin yüksek olduğu zamanlarda da daha az etkileniriz karşımızdakinin davranışından… İçimizde mutlu olduğumuzda bizi etkileyecek negatiflikler pek de negatif görünmemeye başlar.

Karşımızdakini asla kontrol edemeyiz. Onun bize nasıl davranacağını, ne diyeceğini bilemeyiz. Sadece ve sadece kendimizi kontrol edebiliriz. Egomuzun ‘onun sana böyle konuşmasına nasıl izin veriyorsun, o kim ki’ sesine kulak verdiğimiz anda alevlenir ve tartışmanın içinde buluruz kendimizi. Bu tartışmayı kazansak bile buruk ve yorgun bir zafer kazanmış oluruz. Değişim yaratır mıyız kavgayla? Hiç zannetmiyorum! Kendimizi tekrar ve tekrar bunun gibi durumlar içinde buluruz. Taa ki bir gün kendimizi değiştirmeye karar verene dek…

Egomuz yerine ruhumuzun sesini dinlersek, ‘Ben niye bunu yaşıyorum. Bu insan benim içimdeki hangi negatifliği bana göstermek istiyor.’ sesine kulak verirsek eğer, işte O anda Evren/Tanrı’nın Işık’ıyla BIR oluruz…. Ve bu bilinçle sadece karşımızdaki insana gülümser ve söylediklerine takılmadan cevap verirsek, enerjimizi ona transfer ederiz. Evren’den çektiğimiz müthiş enerjimizle kendimize ve karşımızdakine şifa getirmiş oluruz. Ve evet müthiş bir değişim/dönüşüm başlatmış oluruz. Bu zafer gerçektir ve diğerinden çok daha tatlı ve enerji doludur.

Bilinçle yaşamayı seçip, Işık’a bağlanmak süreklilik isteyen bir çalışmadır. Yaşamımızın her anında karşımıza çıkanlar da bize bu çalışmada bilerek veya bilmeyerek eşlik edenlerdir

Tabii ki herkes kendisine iyi konuşulmasını, davranılmasını ister ama herşeyin muhteşem olduğu bir planda biz neyi nasıl öğrenebiliriz ki…

Tüm bu bizi delirtme noktasına getirmeye çalışanlar, insanlar, olaylar yaşamımızın tuzu biberi… Tek başına tadına baktığımız zaman acı, ekşidirler ama yemeklere bir lezzet katarlar.

Yaşamın büyük resminde biz de tuzu biberi doğru  kullanmayı öğrendiğimizde yaşamımızı çok daha lezzetli bir tad ile yaşayabiliriz…