Coaching, Yaşam Koçluğu

Yarını Farklı Yazmak

 

Zamanın daraldığı, düşüncelerin daha kısa zamanda maddeleştiği bir
zaman dilimine girdik artık. Her birimiz daha bilinçli bir yaşamın
yollarını ararken, hayatımızın amacını da anlamaya çalışıyoruz.

Kendimizle bir hesaplaşma içindeyiz.

Karşımıza çıkan kitaplar, insanlar her konuşmanın sonunu gelişim-
enerji-ısık- evren-karma’ya getiriyor… Bu bir tesadüf değil.

Evrende, arınma zamanı başladı ve herşey olması gerektiği gibi.

Kozmik enerji, bizi,  içimize dönmemiz ve karmalarımızı temizlememiz için sürekli sıkıştırıyor ki, binlerce defa geldiğimiz bu dünyada bu sefer amacımıza ulaşabilelim.

Taşıdığımız yüklerimiz hafiflemek istiyor, ve  kaos olarak yaşamımıza giriyorlar. Bize korkunç gelen senaryolarımız, aslında arınabilmemiz için gerekli. Bazen sorunu çözebiliyoruz, bazense yüzleşmek istemiyoruz problemimiz ile. Ancak, kaosumuzdan kaçtığımız sürece problemi yok etmiyoruz, sadece üstünü örtüyoruz ve maalesef  aynı sorun, zamanla, büyüyerek tekrar karşımıza çıkıyor.

Kaosun içindeyken, bazen bir şekilde içimize dönüyor ve bir takım bağımlılıklarımızı değiştirir gibi oluyoruz, ama daha sonra, kaos hafiflediğinde kendimizi tekrar eski kalıplarımızda buluyoruz.

Döngülerimizi anlamak ve her döngünün altında yatan kalıplarımızla kucaklaşmak, arınmanın ilk adımı. Bu ilk adimla,  Tanrı/Evren’in enerjisinin yaşamımızda akmasına izin vermeye başlıyoruz. Ama bunun devamını getirebilmek çok onemli… Yoksa eskiye dönüp, tarihin kendini tekrarladığı gibi, kalıplarımızın bize yarattıgı kaosları tekrarlatırız yaşamımızda…

Tüm bu tekrarlara dur demek, geleceği geçmisten farklı yazmak bizim elimizde.

Anne-babamız, kardeşlerimiz,  geniş ailemiz, ailenin maddi durumu, eğitimi, doğduğumuz ülke gibi her detay özenle planlanmış. Dünyadaki konumumuz, karmamızı en iyi şekilde temizleyebilmemiz için dizayn edilmiş.  Muazzam bir tasarım.. Başarılı olmamız için herşeyimiz var.  Ancak biz etrafımızı, bize yardımcı değil, çoğu zaman düşman olarak algılıyoruz.  Ruhumuz her ne kadar muhteşem dengeyi bize fısıldasa da pek kabul etmiyoruz. Etrafımızı suçlamak, durumumuz için sorumluluk almaktan daha kolay geliyor.

Durumu daha iyi anlayabilmek için, örneklendirelim: Mesela, bu yaşamda çözmemiz gereken özelliklerimizden biri cimrilikse, bu tarafımızı zorlayacak çevrede dünyaya geliriz. Cimri anne veya baba, parasızlık, sürekli bizden borç isteyem kişiler vesaire yaşamımızı doldurabilir. Biz yaşadıklarımızdan dolayı, çevremize, ailemize kızabilir ve o ortamdan çekip gidebiliriz, ancak yaşamımızda hiçbir şey değişmez. Sadece bu özelliğimizi kabullenmeye karar verdiğimizde ve etrafımizdaki herkesi bir ayna olarak görüp, değişmeye niyet ettiğimizde, değişimin ilk adımlarını atmaya, döngümüzü kırmaya başlamış oluruz.

Bu noktada blokajımızda bir delik açılır ve, Tanri/Evren’den gelen enerji o delikten girip kalıbı içten temizlemeye başlar , böylece değişim başlar yaşamımızda.

Ancak,  bizim işimiz burda bitmez. Hic bir kalıp, bir anda, sadece farkederek, veya sorumluluk alarak, sonsuza dek yok olmuyor. O enerji titreşimimizi devam ettirebilmemiz ve kendimizle calışmaya devam etmemiz gerekiyor.

Dolayısıyla, içimize yolculuk, ömür boyu sürecek, muhteşem bir calışma.

Vazgeçmeyelim.

Bazen kendimizi tekrar eski enerjimizde bulsak da, Evren’in ışığının, önceden açtığımız delikten girip, iyileştirme sürecini başlattığını hatırlayalım. Kendimizi zaman zaman, eski kalıplarımızla bulduğumuzda, onlara artık  ihtiyacımız olmadığını görelim ve yolumuza devam edelim.

 

Meditasyona, kendimizi dinlemeye veya duaya zaman ayıralım… Tanrı/Evren’den yardım isteyelim. Kalıplarımızı tanımamız ve onları kırmamız için içgörü ve devam edebilmemiz icin de devamlılık enerjisi isteyelim. Ve değişimi sadece beynimizde değil, kalbimizle, tüm vücudumuzun titreşimiyle isteyelim.

Yaşamımızda istek yaratalım, isteğin cevabı bize  gelecektir…

 

 

 

 

 

Yaşam Koçluğu

Kaosu Yenmek

Hangimizin yaşamında kaos yok? Ben şahsen bugüne kadar hayatı dümdüz çizgide giden bir insan tanımadım. Her birimiz payımıza düşen senaryoları yaşadık ve daha da yaşayacağız…

Genelde yaşamımıza bir kaos oturduğunda, kurban rolünü seçeriz. ‘Bu neden benim başıma geldi? Niye ben? Ben ne yaptım ki ona? Ben bunu mu hak ediyorum’ gibi bir çok isyan sorularıyla beynimizi doldurur, kendimizi haklı çıkartacak bir çok cevap bulur ve karşımızdakini veya yaşamı suçlar, ellerimizi yıkayıp durumdan temiz çıkmaya çalışırız… Belki çıkarız belki de çıkamayız. Ancak bu tür reddetme durumunda olduğumuz zaman, aynı tür kaosu faklı insanlarla, farklı bir zaman diliminde tekrar yaşarken buluruz kendimizi…

Yaşam kendini tekrarlar. Biz değişmediğimiz, yaşama farklı bakmadığımız sürece aynı senaryoyu farklı yardımcı aktörlerle yaşar, kendimiz ise hep baş aktör olarak kalırız.

Değişim ile bilinçlenerek yapabileceklerimizin sınırı sonsuz… Kaos ise daraltıcı, bunaltıcı ve kısıtlayıcı. Hedef kaostan, değişime geçebilmek ve yaşamımızda aydınlık yaratabilmek!

Aydınlığa çıkabilmek için gelin önce kaosu iyice anlayalım:

Herbirimizin etrafında manifest etmeyi bekleyen bir negatif enerji rezervi vardır. Bunu siyah bir buluta benzetebilirsiniz.  Bizi hep negatifte, egoda tutmak isteyen…  Aslında bu negatif enerji, potansiyelde arınıp, pozitife dönmek üzere beklemede. Bu enerjiyi ancak ve ancak bizler yaşamımızda attığımız adımlarla ya siyahta tutarız ya da beyaza çevirebiliriz.

Peki nasıl bu negatif enerjiden kurtulacağız?

Öncelikle hayatımızda varolan kaosu kabul etmeliyiz. Yaşama isyan edeceğimize düşünce tarzımızı değiştirmeye çalışmalıyız. ‘Bu kaos benim hayatımda oluyor çünkü bu olaydan benim öğrenmem gereken bir ders var. Baş aktör benim ve tüm sorumluluk benim. Madem sorumluluk benim, o zaman ben ne yaptım ki şu anda bunu yaşıyorum’  Hatta bir adım daha ileri gidip kendimizi yargılamaya gitmeliyiz. Ancak yargılama kendimizi asla mahkum etmek için olmamalı. Sadece neyi değiştirebileceğimizi anlamamız için olmalı.

Bu işlemi yapmaya başladığımızda evrendeki negatif enerjimizi arındırmaya başlarız, farkında olmadan; çünkü kendimizi yükseltebilmiş, Evrenden/Tanrı’dan gelen yoğun Işık’a açabilmişizdir kendimizi. Sadece düşüncemizi değiştirmeye başlamamızla bile içimizde inanılmaz bir güç hissetmeye başlarız. Kaos zannettiğimiz senaryomuz anlamadığımız bir şekilde kendiliğinden düzelmeye başlar. Bize zorluk çıkaran insanlar garip bir şekilde yaşamımızdan uzaklaşırlar. Ve çözümler arka arkaya kapımıza gelirler…

Biz kaos dediğimizi yaşamışızdır ancak kendimizi o kadar yükseltmişizdir ki, olay artık sadece bizim büyümemize yardım eden bir senaryo olarak geçip gitmiştir hayatımızdan.

Değişimin kişide başladığını hepimiz biliyoruz artık. Hepimizin bir şekilde birbirimizle bağlı olduğunu da biliyoruz. Dolayısıyla bizim etrafımızda varolan bu negatif rezervi dönüştürülmediğinde, etrafımızdaki diğer insanların negatif enerjileri ile de birleşeceğini anlayabiliriz.  Bu birleşen negatif enerji yoğunlaşarak geniş kitlede, yurt çapında –hatta dünya çapında bile-  büyük bir enerji girdabı yaratabilir ve kendini, deprem, kasırga, tsunami misali, doğal afet olarak yaşamımızda gösterebilir. Etrafımızda varolan her doğal afette bizim de bir payımız olduğu gibi, değişim yaptığımız anda potansiyeldeki bir afeti de hafifletme ve hatta belki de durdurma gücümüz var.

Değişim ile beraber yaşamımıza iyilikseverlik ve nezaketi de entegre etmeliyiz. Etrafımıza ve kendimize nasıl daha iyi davranabilirim, neyi nasıl değiştirebilirim diye bakmalıyız: Asla ne kadar hatalıyım, ne kadar yanlışım diye değil!

Kendimize döndüğümüzde amacımız kendimizi kesinlikle kurban etmek değil; sadece içimizde varolan olumsuzu dönüştürebilmek olmalı.

İşte bu anda Evren’den bize öyle bir enerji gelir ki, ruhumuza akan bu enerji sayesinde potansiyelde duran negatif rezerv temizlenir. Kendimizde başlattığımız arınma ise hem yakınlarımızda hem de geniş kitlede kelebek etkisi yaratır.

Kendisiyle çalışmak isteyenler için Rav Shlomo’nun bize verdiği egzersizi paylaşmak istiyorum:

1.   Kendinizde değiştirmek istedikleriniz için bir liste yapın, madde madde yazın

2.   İlk maddeye geri dönün ve sırayla her maddeyi okuduğunuzda kendinizi nasıl görmek istediğinizi hayal edin.

3.   Alıştırmayı bitirdikten sonra kağıdı yakın.

Ve herzaman Sevgide ve Işık’ta kalın

 

Miami, 2 Haziran 2014

Yaşam Koçluğu

Umut

Bazen kararır insanın yaşamı ve hayatındaki herşey ters gider. Elini neye atsa olmaz, üstüste terslikler birbirini izler. Yaşam sona gelmiş gibi hisseder, tünelin ucunu göremez. Enerjisi azalır ve azalan enerjisiyle de bir türlü harekete geçemez. Kişi umudunu kaybeder…

Umudunu kaybeden insan karanlığa gömülür, kendini çeker yaşamdan ve herşeyden.

İnsan umudun kendisine bu kadar önemli bir yaşam enerjisi verdiğini ancak bu duruma düştüğünde anlar.

Bu çok kritik bir noktadır çünkü kişi herşeyin bir şeklide düzeleceğine ihtimal bile veremez. Bu da kişiyi depresyona sürükler.

Umudun antidotu inançtır bana kalırsa. Inançlı insan bir şeklide zamanla karanlığın yerine aydınlığın geleceğini derinlerden bir yerden biliyordur. Artık Tanrı’ya evrene inanmıyorum demeye başlayan biri bile aslında Tanrı’ya kafa tutuyordur. Hayatı bu kadar ters gittiği için Onunla ilişkisini sorguluyordur…

Sorgulamak iyidir, arada sırada ilişkileri gözden geçirmek ruha iyi gelir.

Değişimler hep zorlu zamanlarla gelir. Doğarken bile anne rahminden dünyaya gelebilmek için karanlık ve dar bir yoldan geçmek zorundayız. Ama o karanlık ve sıkışıklıktan sonra inanılmaz bir hediye bekliyordur bizi. Yaşam.

Doğarken bile karanlığın arkasından ışığın geldiğini deneyimliyorsak, yaşamın farklı olmasını nasıl bekleyebiliriz ki?

Umudu kaybetmemek için herşeyi yapmalıyız. İnançta sıkıntı yaşıyorsak, yardıma muhtaç olan insanlara el uzatmalıyız. Parayla veya zamanımızla. hangisi olduğu hiç önemli değil.

Bir adım atmak istediğimizde de önümüze bir sürü engel çıkabilir. Engellere hemen anlam yüklemeyelim. Bazen bu bizim ne kadar istekli olduğumuzu tartmak için çıkacaktır bazen de gerçekten durmamız için. Ama denemeden asla bilemeyiz.

Eğer içimizdeki sesi duyabiliyorsak o ses bize fısıldayacaktır. Onu duymaya çalışalım.

Unutmamalıyız ki, ışık hep karanlığın arkasından gelir. Umudu hissetmeye başladığımızda ışığı da hissetmeye başlarız.

Vazgeçmeyelim yaşamdan ve zamanla da karanlığın geçeceğine ve yaşamın herşeklide devam etmek için bize bir yol göstereceğine inanalım…

Türkçe, Yaşam Koçluğu

Adımızın Önemi

Seneler önce, dünyanın en mistik yerlerinden biri olan Safed’de bir meditasyon seansı almıştım. Seans süresince değişik sesler ve şarkılarla meditasyon yapmayı öğreniyordum. O ana kadar bir çok farklı tekniği denemiş olmama rağmen sesli meditasyonun gücü beni hayretler içinde bırakmıştı. Seansin en etkilisi ise adımı kullanarak yaptığım meditasyondu. Bu bambaşka bir deneyimdi. Etrafımdaki herşey kaybolmuştu. Ruhum ve bedenim bir olmuştu. O kadar derin bir meditasyona girmiştim ki, bu sefer, hocam, benim adımı bir kaç defa fısıldayarak beni kendime getirmek zorunda kalmıştı. Meditasyon bittikten sonra bedenimin bembeyaz bir ışıkla dolduğunu hissetmiş, sonsuz bir mutlulukla doluvermiştim. Daha sonra da etrafımdakiler, bana ne yaptığımı sormuş, tüm gün boyunca parladığımı söylemişlerdi.

Adımızın ne kadar önemli olduğunu ve içinde yaşamımızdaki amacımızı taşıdığını biliyordum ama ruhumuzla bedenimizi böylesine birleştirecek güçte olduğu aklımın ucundan bile geçmemişti.

Çoğumuz, adımıza pek önem vermeyiz veya önem versek bile üstünde durmayız. Hatta çoğu zaman yanlış telafuz edildiğinde düzeltmeye bile zahmet etmeyiz. Ancak adımız o kadar önemli ki, kendimizi kaybettiğimizde, baygınlık geçirdiğimizde ve çok derin uykudayken, bizi kendimize getiren, ‘an’a baglayan adımızın bize söylenmesidir.

İsmimiz bizi fizikselde temsil eden kelimelerin birleşiminden çok daha ötedir; Evrenden gelen yaşam enerjisinin, ruhumuzdan bedene ve fiziksele açılması için gerekli, sadece bize ait olan bir birlesimdir. Daha net olmak gerekirse, adımız söylendiğinde ruhumuzdan gelen yaşam enerjisi aktive olur ve biz ‘an’a, fiziksele döneriz.

Bir çok geleneklerde, kişi ruhsal gelişimde bulundukça ismine ek isim veya harfler eklenir. Ölümcül bir hastalıgı olanın yazgısının degismesi icin adı değiştirilir. Aynı zamanda, bir kisinin adını yok ederek, o insani manevi olarak öldürebilirsiniz. Soykırımda da aynen bunu hedeflemişler ve  milyonlarca insanın adını yok sayıp, herkese bir numara verip, o numarayı da kollara damgalanmıştır.

Kişi adı olduğu sürece vardır ve içinde  yaşamdaki amacı taşımaktadır . En önemlisi de adlarımız kesinlikle tesadüfen bize verilmemiştir.

Anne babalar,  bebeklerin isimlerini bir şekilde kendi seçtiklerini söylerler.  Doğru adı bulana kadar ne anne, ne baba rahat eder. Onlar bir türlü isim beğenmediklerini zannederler ancak bebek kendine uygun ad seçilene kadar diğerlerini red eder. Bebek kendine uygun olanı anneye fısıldar. Sonunda da bebeğe en uygun olan isime karar verilir. Dolayısıyla adıyla sıkıntısı olanlarımız varsa, bize yaşamımızdaki amacımıza ulaşabilmek için en doğru adı taşıdığımızı söylemek isterim.

Bir meditasyon paylaşmak istiyorum. Hani bazen yaşamda kaybolduğumuzu hissederiz ya… koşuşturmadan biraz ruh beden ayrı hissederiz… Veya kendimize küs olduğumuz zamanlar olur… İşte tam o anlar için sizi tekrar ‘Bir’ yapacak bir meditasyon…

Rahat edeceğiniz loş ışıklı bir mekana geçin, size huzur veren bir müzik koyun, sandalyede oturun veya yerde oturup bağdaş kurun… Gözlerinizi kapatın. Gevşeyin. Kendi adınızı önce kısık sesle söyleyin ve yavaş yavaş sesinizi yükselterek adınızı tekrar etmeye devam edin. Susma ihtiyacı hissedeceksiniz. Sessizleşin. Size doğru akan enerjiyi hissedin. Adınıza, kendinize sevgi gönderin. Bir süre böyle kalın ve hazır olunca yavaş yavaş gözlerinizi açın. Enerinizin yükseldiğini sonsuz bir teşekkür duygusuyla gözlemleyin.

Türkçe, Yaşam Koçluğu

Cenneti Yaşamak

“ Bir gün cennet ve cehennemi merak eden bir kişi Tanrı’ya gider ve ‘Lütfen bana cennet ve cehennemi gösterir misin?’ der. Tanrı ona iki tane kapı gösterir. İlk kapıdan giren adam, içeride bir masa, masanın ortasında büyük bir kapta ağız sulandıran bir çorba ve etrafında zayıf, aç, soluk yüzlü insanlar görür. Biraz daha seyredince hepsinin elinde uzun saplı birer kaşık olduğunu fark eder. İnsanlar kaşıkla kaptan çorba alabiliyorlardır ancak kaşığın sapı uzun olduğu için bir türlü çorbayı içemiyorlar ve sonuçta aç kalıyorlardır…

Daha sonra ikinci kapıyı açar. İçerde yine bir masa, masada ağız sulandıran bir çorba, herkesin elinde uzun saplı birer kaşık… Ancak burada herkes mutlu, sağlıklı ve neşeli… Biraz seyredince insanların uzun kaşıkla çorba aldıklarını ve kaşığı karşılarında oturan kişilere içmeleri için uzattıklarını görür. Herkes birbirine çorba verdiğinden, her biri tok ve mutludur…

Adam Tanrı’nın sesini duyar… ‘İşte, ilk kapıdan içeriye girdiğinde gördüğün cehennem çünkü oradaki herkes sadece kendini düşünüyor, maalesef bencillikten paylaşmak akıllarına bile gelmiyor ve aç kalıyorlar , ikinci gördüğün yer ise cennet çünkü herkes diğerini düşünüyor, paylaşıyor ve doyuyorlar.”

Yazari bilinmiyor

Paylaşmak… Vermek… Kendini düşünmeden karşındakinin ihtiyacını gidermeye çalışmak… Ne kadar muazzam… Paylaşım, içinde o kadar çok erdem kapsıyor ki…

Konumuz olan paylaşım sadece ‘bende fazla var, dolayısıyla verebilirim’ paylaşımı değil… Konumuz, ‘bende var mı yok mu önemli değil, hatta bende verebilecek bir şey yok ama karşımdakinin ihtiyacı var, ben vereceğim’ paylaşımı…

Bu şekilde verebilmek için karşımızdakini kayıtsız şartsız seviyor olmalıyız… Yargılamadan… Hiç bir şekilde…

Karşımıza çıkan insanın paraya ihtiyacı varsa, paramızı,  zamana ihtiyacı varsa zamanımızı, fikre ihtiyacı varsa fikrimizi içtenlikle paylaşabilmek önemli… Karşımdaki buna layık mi, değil mi diye düşünmeden…

Ancak egomuz, mantığımız çok çabuk araya girebilir. Ödenecek faturamızı, kısıtlı zamanımızı, kendi bildiklerimizi kendimize saklamamız gerektiğini fısıldayabilir bize… ve duraklayabiliriz. Ya da ‘müstahak o yaşadıklarına, eskiden yaptıklarını yapmasaydı’ diye düşünüp bir anda sırtımızı dönebiliriz karşımızdakine… Aslında o anda paylaşmamakla tek yaptığımız kendi enerjimizde tıkanıklık yaratmaktır.

Ama eğer paylaşmayı seçiyorsak… Öyle bir bereket gelir ki bize… Mümkün olmayan olası olur birden… Zamanı kısıtlıyken zamanını paylaşan kişi o günün uzadığını deneyimleyecektir… Faturası olan kişi, beklemediği bir sipariş alacaktır, belki de çekmecesine bir zamanlar saklayıp unuttuğu parayı bulacaktır…

Hayatımızı kendi gözlüklerimizle seyrettiğimizde, sadece yaşadığımız anın tablosuna baktığımızda bir çok şey imkansız görünebilir ancak paylaşım ve yaşama teslimiyet ile mucizeler her an kapımızda…

Kendimizi düşünmeden, yalnız paylaşmak için paylaştığımızda, Tanrı’nın bize akan Işığını karşımızdakine transfer eder, akıtırız. Biz akıttıkça, Evrene bağlı olduğumuz kanalımızda yer açılır ve daha çok enerji çekebilir ve yaşamımızda bereket yaratabiliriz… Aynı bir su hortumu gibi… Çeşme açıktır, hortumda düğüm, bükülme olmadığı sürece su sürekli gelmeye devam eder kaynaktan… Biz de paylaştıkça kaynağımızdan devamlı enerji çekeriz; dolayısıyla verdikçe elimizdekiler asla azalmaz, tam tersine çoğalır…

Paylaşmak her zorlu durumun ilacı da aynı zamanda… Kendinizi kötü mü hissediyorsunuz, moraliniz mi bozuk, yardıma gidin birine, para bağışlayın, hasta ziyaretine gidin… Paylaşmayı seçin, enerjinizin yükselmeye başladığını hissedeceksiniz…

Yaşam bizim mantığımızın çok daha ötesinde…

Herbirimiz evrene yansıttığımızı deneyimliyoruz yaşamımızda. Acıdan, felaketten beslenen kişiler gazeteyi açtıklarında başka haber okuyorlar, mutluluktan beslenen kişiler ise bambaşka haber okuyorlar…  Aynı mekanda aynı masada oturan iki kişi bile etrafına baktığında farklı senaryolar görebilir. Biri aşık iki kişinin birlikteliğini görürken, diğerinin gözü garsonla kavga eden bir müşteriye takılabilir…

Paylaşmayı, vermeyi seçelim. Evrene yansıtacaklarımız ne kadar güzel olur o zaman… Evren de bize aynı şekilde cevap verir… Işte o zaman dünya üzerinde cenneti yaşamaya başlarız…

 

 

 

 

 

 

 

Türkçe, Yaşam Koçluğu

Yaşamdaki Mucizeler

Cogumuz mucizelere inaniriz. Yasamda  mucize bekledigimiz, veya mucize icin dua ettigimiz zamanlar coktur. Kutsal kitaplardaki gibi buyuk mucizler bekleriz. Denizin yarilmasi gibi. Veya bazilarimiz kant isterler, mucize cikinca karsima o zaman inanacagim, yapacagim derler.

Ancak mucizeler yaşamımızın her anında daim. Yaşadığımız karşılaşmalar, insanlar, olayların icinde her zaman bir mucize yatmakta. Tanıdıktan gelen bir haber, beklenmedik bir anda ulasan bir odeme, ortak bir tanıdığın getirdiği imkanlar, sag taraftan gideceğimize sol taraftan gitmeyi seçtiğimizde karşımıza çıkan beklenmedik kişiler, mekanlar, son dakika yakalanan otobüsler, eve vardığımızda başlayan yağmur, yağmur başladığında karşımıza çıkan şemsiyeci satıcıları vs… Yaşamda hersey olması gerektiği gibi olmakta ve bizler seçtiğimiz yollarda sürekli evrenden destek almaktayız.  Yaşamı bir tabloya benzetirsek eğer, yaşadığımız o an tablonun sadece bir köşesidir ve tüm resmi görene kadar onun ne oldugunu anlamamız mümkün degildir.

Bugun bize çok kötü gelen olaylar zinciri belki de yaşamımızda kendi gelişimimiz icin yaşayacağımız en gerekli ve en önemli olaylardır. Kötü-iyi ayırımı aslında yoktur. Varolan sadece deneyimlerimiz ve onları nasıl karşılayıp, nasıl yaşayıp taşıdığımızdır. Yaşamın her anında özgür seçimle istediğimiz ortamdan sıyrılabilme imkanımız vardır aslında. Ancak neden-sonuç sistemi uzerine kurulu dünyada tabii ki sıyrılmanın karşılığı da olacaktır. Aynı durumda kalmayı seçtiğimiz sürece yaşadığımız sonuç her ne kadar zor olsa da , bildik ve tanıdık bir sonuçtur. Ancak farklı yolları seçtiğimizde yaşayacağımız sonuçlar yabancıdır ve  belirsizdir. Ve belirsizlik insanların en zor çok zorlandığı süreçlerden biridir.

Yaşam akıp gidiyor. Yaş aldıkça nedense yaşam daha da hızlanıyor. Yaşamımız içinde yaptığımız değişimlerle beraber yapamadığımız değişimleri de taşıyoruz sırtımızda, hep bir soruyla: “Acaba bunu farkli yapsaydım daha mı iyi olurdu?”  Ancak bu asla cevabını bilemediğimiz ve insanı geçmişe gömmekten başka hiç bir görevi olmayan bir soru. Yaşanan yaşanmıştır ve geçmişi  geçmişe dönerek değiştirmemiz imkansızdır.

Olası olan bugünü değiştirebilmektir. Bugün yapacağımız değişimle –eğer istiyorsak- hayatımızın kontrolünü elimize alabilir ve içimizden gelen sesi dinleyerek farklı bir adım atabiliriz… Bu yeni adımın sonuclarını kimse önceden bilemez. Yarın var olup var olmayacağımızı bilmedigimiz bir dünyada yaşıyoruz. Yaşarken Tanrı’ya-Evrene güvenebilmek, seçimlerimizin en doğru seçimler olduguna inanarak ve içimizle bağlanarak yaşayabilmek için çalışmalıyız.

Yaşam kolay değil çoğumuz için. Zaten anlaşılan çok kolay olması için de dizayn edilmemiş. Deneyimlerimizle öğrenmemiz, kırıldıkça daha iyi tamir olmamiz, herseye ragmen sevgiyi yaşayabilmemiz, daha kutsal ve daha saf olabilmemiz, karanlığın içindeki aydınlığı yakalayabilmemiz için hediye edilmiş yaşam bize…

Bu yolculukta büyük mucizeler beklemeye değil, yaşantımızın her an içinde var olan mucizelere konsantre olmaya davet ediyorum herkesi. Her gün güneşin doğması,  hepimizin ölümden kalkar misali yeni güne başlamamız yaşamdaki en önemli mucizeler aslında.

Her anımızı sevgiyle kabul ettiğimiz, mucizelerin farkına vardığımız  yaşamımızda, aydınlıkta hep beraber varolmak üzere…